Duyurular

Bediüzzaman Yuşa Tepesinde

Bediüzzaman Yuşa Tepesinde

 

HZ. YUŞA KİMDİR?

Yuşa Peygamber, Yusuf (a.s) neslinden olup, Hz. Musa’nın çağdaşıdır. Hz. Musa’nın Genç Yuşa ile “İki denizin birleştiği yere” kadar yaptıkları tarihi ve gizemli yolculukları ve burada Hızır (a.s) ile buluşmaları Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresi’nin 60-65. ayetlerinde anlatılır.

Burada, Hz. Musa’nın yanındaki genç adamın Hz. Yuşa olduğu rivayetlerden anlaşılmaktadır. Hz. Yuşa’nın Beykoz Yuşa Tepesi’nde gömülü olduğu şeklindeki inanış, Beşiktaş’ta türbesi bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşi Yahya Efendi’nin (1494-1570) manevi keşfi ile irtibatlandırılarak yaygınlaşmış ve şöhret bulmuştur.

Bazı tefsirlerde Yuşa’nın (a.s) Musa’nın (a.s) vefatından sonra peygamber olarak görevlendirildiği, Hz. Musa’nın yeğeni ve yardımcısı olduğu, Hıristiyanların ve Yahudilerin ona Yeşu dedikleri nakledilir. Yeşu (Yuşa) Beni İsrail’e gönderilen dört büyük peygamberden biridir.

Yuşa adını İbranice’den alır. İbranice’de “ye” Allah, “şua” kurtarsın demektir. Zaman içinde bu iki kelimenin birleşimi Yuşa olarak değişime uğramıştır. Hz. Yuşa’nın babası, oğluna bu ismi koyduğunda İsrail’in Firevun’dan kurtarılmasını dilemiştir.

 

YUŞA HAZRETLERİ TÜRBESİ VE TEPESİ NEREDE?

Yuşa Hazretleri Tepesi, Boğaziçi Anadolu kıyısındaki Anadolu Kavağı semtinin tepelerinde denizden 200 metre yükseklikte bulunan ve Hazreti Yuşa Peygamber’in (M.Ö. 1082-972) mezarının bulunduğu rivayet edilen bir tepedir.

Anadolu Kavağı ve Beykoz’a yolu düşenlerin mutlaka uğraması tavsiye edilen ve muhteşem bir boğaz manzarasına sahip olan Yuşa Tepesi, aynı zamanda Çamlıca Tepesi‘nden sonra gelen İstanbul’un ikinci en yüksek tepesi konumundadır.

Hz. Yuşa Türbesi bir tepede yer almaktadır. Mezar tam olarak 17 metre uzunluğundadır. Bunun sebebi cenazenin tam olarak bu alanın neresinde yattığı bilinmediğinden dolayı 17 metrelik bir alan koruma altına alınmıştır.

Türbenin yanında aynı zamanda Hz. Yuşa Camisi yer alır. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana bölge her din tarafından kutsal alan olarak ilan adilmiş ve farklı dinlere mensup bireyler tarafından buralara tapınaklar inşa edilmiştir.

Bölge daha önce Zeus tapınağına ve Hagios Michael kilisesine de ev sahipliği yapmış fakat bu yapılar deprem esnasında yıkılarak günümüze kadar ulaşamamışlardır. 

 

Üstad’ın Yuşa Tepesi’nde Said Halim Paşa (1864-1921) ile hatırası


[Bundan yirmibeş sene kadar evvel, İstanbul Boğazı’ndaki Yûşâ Tepesi’nde, dünyanın terkine karar verdiğim bir zamanda, bir kısım mühim dostlarım beni dünyaya, eski vaziyetime döndürmek için yanıma geldiler. Dedim: “Yarına kadar beni bırakınız, istihare edeyim.”

Evet bu hadise çok ibretlik.

İbrahim Fakazlı Abi anlatmıştı, dinledim, hatta kaydettim onu ben. Bir kelimeyi tashih etti sonra ertesi gün Seyid Şefik Efendi anlatmış:

Hazreti Üstad’ın yanında yalnız o varmış Yuşa Tepesi’nde. Bir heyet geliyor, Hazreti Üstad’ı bir şeye davet ediyorlar. O zaman ne olduğunu tam anlayamıyor ama sonradan öğreniyor. Said Halim Paşa, Hazreti Üstad’a bir teklifte bulunuyor. Diyor:

“Ben gideceğim buradaki bütün emlaki sana temlik edeyim. Sen o Van’da kurmak istediğin üniversiteyi sen burada, İstanbul’da yap. Bu binaların ve yerlerin tamamını sana temlik edeyim.”

 Üstad da evvela tam cevap vermemiş mi, nasıl olmuşsa, Said Halim Paşa gitmiş tapuda hepsini hazırlattırmış. Birisi ‘aldım’ diyecek, birisi ‘verdim’ diyecek. Bir imza edecek mesele bitecek. Fakat Üstad ortadan kaybolmuş. Bir ay aramışlar. Üstad İstanbul’da ama etrafta yok. Sonra Hazreti Üstad’ın Yuşa Tepesi’nde olduğunu öğreniyorlar.

“Bir kısım mühim dostlarım beni dünyaya, eski vaziyetime döndürmek için yanıma geldiler.” Dediği mesele. Said Halim Paşa Hazreti Üstada diyor ki

“Efendim, ben artık ayrılacağım. O söylediğim şeyi de hazırlattırdım. Gel beş on dakikalık bir iştir. Siz imza etseniz, biz de imza etsek de bitse.”

Hazreti Üstad yine “Beni yarına kadar beni bırakınız. İstihare edeyim.”

 Sabahleyin kalbime bu iki levha hutur etti. Şiire benzer fakat şiir değiller. O mübarek hatıranın hatırı için ilişmedim. Geldiği gibi muhafaza edildi. 23. Söz’ün ahirine ilhak edilmişti. Makam münasebetiyle buraya alındı…

BİRİNCİ LEVHA

 

 [Ehl-i gaflet dünyasının hakikatini tasvir eder levhadır.]

Beni dünyaya çağırma – Ona geldim fenâ gördüm.

Demâ gaflet hicâb oldu – Ve Nur-u Hak nihân gördüm.

Bütün eşya u mevcûdât – Birer fânî muzır gördüm.

Vücûd desen onu giydim – Ah! Ademdi çok belâ gördüm.

Hayat desen onu tattım – Azâb ender azâb gördüm.

Akıl, ayn-ı ikàb oldu – Bekàyı bir belâ gördüm.

Ömür, ayn-ı hevâ oldu – Kemâl ayn-ı hebâ gördüm.

Amel, ayn-ı riyâ oldu – Emel ayn-ı elem gördüm.

Visâl, nefs-i zevâl oldu – Devâyı ayn-ı dâ' gördüm.

Bu envâr, zulümât oldu – Bu ahbabı yetîm gördüm.

Bu savtlar, na'y-i mevt oldu – Bu ahyâyı mevât gördüm

Ulûm, evhâma kalboldu – Hikemde bin sakam gördüm.

Lezzet, ayn-ı elem oldu – Vücûdda bin adem gördüm.

Habîb desen onu buldum – Ah! Firâkta çok elem gördüm.

 

İKİNCİ LEVHA

 [Ehl-i hidayet ve huzurun hakikat-i dünyalarına işâret eder levhadır.]

Demâ gaflet zevâl buldu – Ve Nur-u Hak ayân gördüm.

Vücûd, bürhân-ı Zât oldu – Hayat, mir'ât-ı Hak’tır gör.

Akıl, miftâh-ı kenz oldu – Fenâ, bâb-ı bekàdır gör.

Kemâlin lem'ası söndü – Fakat, Şems-i Cemâl var gör.

Zevâl, ayn-ı visâl oldu – Elem, ayn-ı lezzettir gör.

Ömür, nefs-i amel oldu – Ebed, ayn-ı ömürdür gör.

Zalâm, zarf-ı ziyâ oldu – Bu mevtte hak hayat var gör.

Bütün eşya, enîs oldu – Bütün asvât, zikirdir gör.

Bütün zerrât-ı mevcûdât – Birer zâkir, müsebbih gör.

Fakrı, kenz-i gınâ buldum – Aczde tam kuvvet var gör.

Eğer Allah’ı buldunsa – Bütün eşya senindir gör.

Eğer Mâlik-i Mülk’e memlûk isen – O’nun mülkü senindir gör.

Eğer hodbîn ve kendi nefsine mâlik isen – Bilâ-addin belâdır gör.

Bilâ-haddin azaptır tat. – Bilâ-gayet ağırdır gör.

Eğer hakîki abd-i hudâbîn isen – Hududsuz bir safâdır gör.

Hesabsız bir sevâb var tat. – Nihâyetsiz saâdet gör...

***

BEDİÜZZAMAN'IN SAİD HALİM PAŞANIN MAL VARLIĞINI KABUL ETMEMESİ

Said Halim Paşa 6 Aralık 1921'de Roma'da  suikast sonucu öldürüldüğüne göre  üniversite kurulması için mal varlığını Bediüzzamana teklif etmesi bu tarihten önce muhtemelen Said Halim Paşa Istanbul'dan ayrılırken olmalıdır. Bediüzzaman Ankara'dan 17 Nisan 1923 yılında ayrılıp Bitlis ve Van'a dönmesi sürecinde İstanbul'da bir süre kalmıştır.  

 

Said Halim Paşa

Said Halim Paşa, 12 Haziran 1913 - 3 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa - Enver Paşa - Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.  

Doğum tarihi: 18 Ocak 1865, Kahire, Mısır

Defnedildiği yer: Sultan II. Mahmut Türbesi,  İstanbul

Suikaste uğradığı tarih ve yer: 6 Aralık 1921, Roma, İtalya

Osmanlı Devleti 1914 yılında tarafsızlığının ihlal edilmesi nedeni ile I. Dünya Savaşı'na katıldı. Bu süreçte Almanya sefiri Baron Wangenheim ile Yeniköy'de Said Halim Paşa Yalısı'nda ittifak anlaşması imza edildi. 1915'te Hariciye Nazırlığı'ndan, 3 Şubat 1917'de Sadrazamlıktan çekildi (yerine Talat Paşa geçti).

1919 Mart ayında harp ilanı sırasındaki bazı kabine azalarıyla birlikte tutuklandı. Bu kapsamda Malta'ya sürgün edilen Paşa, Ankara Hükümeti'nin İngilizlerle yaptığı 23 Ekim 1921 tarihli anlaşma gereğince diğer milletvekilleri ile beraber tahliye oldu. Ancak İstanbul'a dönmesine izin verilmedi. Bunun üzerine Roma'ya gidip bir otele yerleşti.6 Aralık 1921, Roma, İtalya'da suikast sonucu öldürüldü.

BEDİÜZZAMAN'IN  HAYATINDAKİ KIRILMA NOKTASI VE ESKİ SAİD'DEN YENİ SAİD'E DÖNÜŞÜMÜ

Eski Said’in tamamıyla sona erdiği ve her şeyiyle Yeni Said döneminin başladığı tarih ise  Ankara'dan ayrılış biletindeki tarih 17 Nisan 1923 yılıdır. Tarihçe-i Hayat’ta yer alan “Bediüzzaman’ın, kendisine tevdi edilen mebusluğu ve teklif edilen Diyanetteki müşavere azalığını ve Şark Vilayetleri Umumi Vaizliğini kabul etmeyerek, Ankara’dan Van’a giderken Eski Said’i Yeni Said’e götüren tren bileti”  cümlesi bu hakikati ifade etmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin “İstanbul’da beni Yuşa Dağı’na çıkarıp İstanbul’un, Dârü’l-Hikmet’in cazibedar hayat-ı içtimaiyesini bıraktırıp, hatta İstanbul’da bulunan Nurun birinci şakirdi ve kahramanı olan merhum Abdurrahman’ı dahi zarurî hizmetimi görmek için de yanıma almaya müsaade etmeyen ve Yeni Said mahiyetini gösteren acîp inkılâbât-ı ruhî”  sözleri, Yeni Said’e geçiş dönemindeki halet-i ruhiyesinin Nur Külliyatındaki ender ipuçlarındandır.

“Mütâreke zamânında, istîlâ kuvvetlerine karşı bütün mevcûdiyetimle İstanbul’da çalıştım. Millî hükûmetin gālibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara hükûmetince takdir edilerek Van’da üniversite açmak teklîfi tekrarlandı.
Buraya kadar geçen hayâtım bir vatanperverlik hâli idi. Siyâset yoluyla dîne hizmet hissini taşıyordum. Fakat bu andan i’tibâren dünyâdan tamâmen yüz çevirdim ve kendi ıstılâhıma göre “Eski Sa‘îd”i gömdüm. Büs bütün âhiret ehli “Yeni Sa‘îd” olarak dünyâdan elimi çektim. Tam bir inzivâ ile bir zaman İstanbul’un Yûşâ Tepesine çekildim. Dahâ sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Rûhî ve vicdânî hazzımla başbaşa kaldım. اَعُوذُبِللّٰهِ مِنَ الشَّيطَانِ وَالسِّياَسَةِ ya‘nî, “Şeytandan ve siyâsetten Allâh’a sığınırım” düstûruyla kendi rûhî âlemime daldım. Ve Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın tetkik ve mütâlaasıyla vakit geçirerek “Yeni Sa‘îd” olarak yaşamaya başladım.”

 

Kaynaklar:

https://www.iikv.org/i/3168-ustadin-yusa-tepesinde-said-halim-pasa-ile-hatirasi

www.ensonhaber.com

Bu sayfa 3609 kişi tarafından okunmuştur
<