Duyurular

BEDİÜZZAMAN'IN HOCASI ŞEYH ABDURRAHMAN TAĞİ

BEDİÜZZAMAN'IN HOCASI ŞEYH ABDURRAHMAN TAĞİ

Şeyh Abdurrahman Tağı (K.S.) 

 

 

Abdurrahmân Taği

1831 senesinde Şirvân’da doğdu.Tâhî (Tâgī), Nurşînî nisbeleri ve Seydâ lakabıyla tanınır. Büyük dedelerinin Hülâgû’nun Bağdat’ı istilâ etmesinin (1258) ardından bölgeye geldikleri rivayet edilir.

Babası, Molla Mahmûd Efendi, annesi Seyyid Molla Muhammed Efendinin kızı Meyâsin Hanımdır Asîl ve temiz bir âileden gelen Abdurrahmân Tâgî’nin babası Molla Mahmûd Efendi kemâlât, olgunluklar sâhibi, ilmiyle amel eden, Peygamber efendimiz(sav)’in yüce sünnetine uymakta titizlik gösteren sâlih biri idi. Hazret-i Hüseyin(ra) efendimizin soyundan gelen ve seyyide olan annesi Meyâsin Hanım da sâliha bir kadındı.

Abdurrahmân Tâgî(ks) hakkında anne ve babası;

“Cenâb-ı Allah’ın bize lutfettiği bu çocuk başka çocuklara benzemez. Bunun maddî bakımdan ziyâde mânevî yönden yetişmesine ihtimâm göstermeliyiz!” diyerek îtinâ gösterdiler.


Dedesi Molla Muhammed(ks)

“Bizim âilemizin ilmi, irsî olarak dededen oğula devâm eder. Halbuki benim oğullarımdan hiçbirisi bendeki ilmi taleb etmedi. İlmime vâris, mirasçı olacak sen varsın.” derdi


Abdurrahmân Tâgî(ks), çocukluğu dönemindede, on yaşına basınca vefât eden annesinin güzel terbiyesi yüzünden rûhlar âlemiyle ilişkisinin kesilmediğini. Allah’tan gâfil olmadığını, buyurmaktadır.

Babasından ve Molla Abdüssamed, Molla Ziyâeddin Arvâsî, Molla Resul Sipîkî, Molla Abdurrahman Melekendî gibi âlimlerden fıkıh, tefsîr, hadîs gibi dînî ilimleri tahsil etti. Ders okuduğu hocalardan  icâzet aldı ve Ispahart’taki medresede ders vermeye başladı.

Kendisine bulunduğu nâhiyenin müdürlüğü, kâdılığı ve müderrisliği verildiği hâlde bunlara iltifât etmedi.
Seyyid Sıbgatullah Arvâsî(ks) hazretleri onu talebeliğe kabûl ederek himâye ve tasarrufu altına aldı.

Said’in babası Sofi Mirza Efendi, zaman zaman Seyyid Sıbğatullah (ks) Hazretlerini ziyaret eder. Bu ziyaretlerin birinde Seyyid Sıbğatullah ayağa kalkarak, Sofi Mirza’ya meclisin başköşesinde yer gösterir. Orada bulunan ulemâ ve hulefâ, bu basit, ümmî Nurslu köylüye neden bu kadar alâka ve hürmet gösterdiğini sordukları zaman, Gavs-ı Hizan şu cevabı verir:

Bu Sofi Mirza ileride öyle bir zata baba olacak, bunun sulbünden öyle bir zat gelecek ki, o zata baba olmayı ben on gavslığa tercih ederim.


Hocasının emri üzerine iki yıl müddetle Ispahart kâdılığı vazifesini yürüttü.Hacdan dönünce, Bitlis vilâyetine bağlı Nurşîn nâhiyesinde yerleşerek irşâd vazîfesine devâm etti.

 

Abdurrahman Taği’nin ismi, Bediüzzaman hazretleri’nin ders aldığı hocaları arasında da zikredilmektedir. Bediüzzaman hazretleri  dokuz-on yaşlarında olduğu zaman geçen bir hatıra:


O zamanlar Abdurrahman-ı Tağî, Nurslu talebelere, bilhassa küçük Said’e çok alâka, iltifat gösterir, geceleri yatarken üzerlerini örtermiş. Nurslu talebelerin içinden birisinin İslâmiyete çok büyük hizmetler edeceğini, İslâmı tecdid edeceğini ifade eder, onun için bu kadar alâka gösterdiğini söylermiş. Bediüzzaman’ın Emirdağ mektuplarındaki mezkûr mektubu da Abdurrahman-ı Tağî’den anlatılanları teyid etmektedir.


Abdurrahman-ı Tağî (ks) Hazretleriyle, Bediüzzaman Hazretleri’nin küçüklüğünde cereyan etmiş manidar bir hatırasını nakletmeden geçemiyoruz. Şöyle ki:


D. Bekir Hazro ilçesinden olup, uzun zaman Urfa’da merkez vaizliği yapmış, halen hayatta (1996da vefat etti) Molla Derviş Efendi şöyle bir hatırayı anlattı. Bu hatırayı da, Hazret namıyla ma’ruf, Şeyh Abdurrahman-ı Taği’nin oğlu Muhammed Ziyaüddin Efendi’nin yeğeni Şeyh Mâsum’dan işitmiş. (Bu hatırayı ben ayrıca Şarklı birkaç âlimden de duymuşumdur.):


Bediüzzaman Hazretleri henüz küçük bir talebe iken, Nurşin köyüne birkaç kez geldiği gibi, bir defasında yine Nurşin’e gelmekte iken, Seyda Hazretlerinin âniden divangâhından kalkarak, Nurşin köprüsüne dogru yürüdüğünü görürler. Bazı halifeleri de Seydanın arkasına düşerler. Görürler ki, uzaktan bir çocuk geliyor. Seyda Hazretlerinin o çocuğa doğru yürüdüğünü görürler. Sonra Seyda o çocuğun yanına gidip, elinden tutar, köye getirir. Beraber divana gelirler. Ve Seyda emreder:

"Divanda kimse kalmasın."

Seyda Hazretleri küçük Said ile uzun müddet yalnız kalırlar. Bazıları anahtardeliğinden bakmaya cesaret eder, görürler ki; Seyda Hazretleri diz çökmüş, gözleri yumuk, murakabe halinde… Küçük Said ise, ayakta sapsarı kesilmiş, elpençe durur vaziyettedir. Sonra Seyda Hazretleri kapıları açar, talebeler divana gelirler. Seyda Hazretleri cemaate der ki:”

Merak ettiğinizi biliyorum. Meseleyi anlatayım: Cenab-ı Hak bu çocuğa ilim merhalelerini tayyettirdiği gibi maneviyatı da ona öyle tayy buyurmuştur” der


Abdurrahman Taği(ks), yaklaşık yirmi yıl kaldığı Nurşin’de, insanları Hakk’a davet etmek için büyük bir gayret gösterdi.
Vefatından evvel ağır bir hastalık geçirdi. Buna rağmen hiçbir sünnet namazını ihmal etmeden hepsini ayakta kıldı. Gece ibadetlerini de ihmal etmedi.


Abdurrahmân Tâgî(ks) hazretleri vefât etmeden önceki son gecenin seher vaktinde Peygamber efendimizin (sav) açıkça kendisine görünerek bal yemeyi ve şerbet içmeyi emrettiğini söyledi.1886 senesinde 55 yaşında iken Bitlis vilâyetine bağlı Nurşîn ilçesinde vefât etti. Kabri Nurşîn’dedir.

 

***

Şeyh Abdurrahman Et-Tâhî

 

Şeyh Abdurrahman Et-Tahî Bin Molla Mahmud, Kürdistan’daki Nakşibendî-Halidî meşayihinin ünlülerinden olup aslen, Şirvan kazasının Bervuj nahiyesinin Mâvît köyünde bulunan hüsamân aşiretine mensup olup, babası Molla Mahmud’un Bitlis’in Hizan kazasının Tah köyüne yerleşmesi dolayısıyle, Tahî nisbeti ile anılmıştır. Kuvvetli bir medrese tahsili gördükten sonra tasavvufa intisab etmiştir. Önceleri Kadirî-Rufa’î tarikatına intisab ederek, Şeyh Emin Şirvani’nin müridi olur. Ancak Şeyh Emin Şirvani bir süre sonra şeyhi olan ünlü Kerküklü Şeyh Abdurrahman Halis Et-Talebânî tarafından rededilince, bu şeyhi bırakarak, Kadirî şeyhlerinin büyük meşayihinden  Şeyh Nureddin El-Berifkânî’ye intisap eder. Daha sonra ise, Nakşibendi-Halidi tarikatına meylederek, bu tarikatın ünlü şeyhlerinden Şeyh Sibğatullah El-Arvasî’ye (Vefatı:1287/1870) intisab eder. Tâh köyünde büyük bir medrese kurar. Bu sırada, Tah’a yakın Nors köyünden olan Bediüzzaman Said Nursi de bunun medresesinde tedrisata başlar. Sonraları ise şeyhinin işaretiyle Norşin’e giderek orada yerleşir ve tarikat faaliyeti ile birlikte medrese faaliyetini de burada sürdürür. 20 Rebi’ulevvel 1304/1886 tarihinde 75 yaşında olduğu halde Norşin’de vefat eder. Burada hususi türbesinde medfundur. Minah ve İşârât adlı eserleri basılmıştır. 

TAĞ MEDRESESİ  ve NORŞİN MEDRESESİ

Şeyh Abdurrahmanı Taği Medresesi olarak geçen bu medrese Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit nahiyesinin Tağ köyünde kurulmuştur. Bu konuda bilgisine başvurduğumuz Sabri Okur (Nurslu -bugünkü adı Kepirli- Bediüzzaman Said Nursi’nin akrabası) şunları söylemiştir.

Bediüzzaman'ın ilk eğitim aldığı Nurs köyünün 4 kilometre yukarısında Tağ Medresesinin 1970'lerde harabe haldeki kalıntılarıdır.

 

Tağ medresesinin kalıntıların üstüne cami yapılarak bu medrese caminin içinde muhafaza edilir.

Caminin içinde kalan Tağ Medresesi kalıntıları

 

“Bediüzzaman hazretlerinin de orada eğitim aldığı, Tağ köyünün ismiyle anılan bu medrese Nurs’a (Bir ara Kepirli olarak değiştirilsede tekrar Nurs olmuştur) 4 km. mesafededir. Bu medreseyi Şeyh Abdurrahmanı Taği hazretleri kurmuştur. Bu medreseyi kurduktan bir müddet sonra Norşine (Güroymak) geçmiş ve medresesinin bir şubesini de orada açmıştır. Oradaki bu medreseye bugün Norşin Medresesi deniyor.

Bu gün Güroymak adını alan bu ilçenin bir de yaylası var. Adı Şeyhan Yaylası  (Risale-i Nurlarda adı geçiyor) Şimdiki Norşin’in (Güroymak’ın) dağ tarafında ve Şeyh Abdurrahmanı Taği hazretlerinin metfun olduğu yerin yukarı bölgesindedir.”

“Bediüzzaman Hazretleri daha çocuk denecek yaşlardayken Tağ Medresesinde okumaya gider. Oradan da zaman zaman  Hocası ve Abisi Abdullah ile birlikte  Norşin’e gelir. Bir defasında yaz aylarına denk geldiği için de Norşin halkı ile birlikte o da Şeyhan Yaylasına giderek derslerine orada devam eder. Tarihçe-i Hayatta geçen malum hadiseyi işte bu yaylada yaşamıştır.”

Tarihçe-i Hayat’ta da bu mesele kısaca şöyle ifade edilmiştir. “Biraderi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiler. Yaz olması dolayısıyla, ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan Yaylasına gittiler.” (Tarihçei Hayat sh. 49)

Kaynaklar:

Norşin Medresesi ve Said Nursi 

https://mufity.blogspot.com/2018/09/seyh-abdurrahman-et-tahi-ve-seyh.html

Bu sayfa 2892 kişi tarafından okunmuştur
<