Duyurular

BEDİÜZZAMAN'IN KABRİ

BEDİÜZZAMAN'IN KABRİ

 

Said Nursi'nin Kabri

 

Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri, vasiyetine uygun olarak Isparta civarında yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 1379) tarihinde vefat ettiğinde Urfa'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak, Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmiştir. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açılır ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile uçakla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömülür. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9 yıl meçhul kalır. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğe­ni­nin ço­cuğu vefat eder. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk gelirler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde bulur. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştur. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark eder. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömerler. Daha sonra Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklederler.[1] Daha sonra da Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşınır ve yeri gizli tutulur. Bu yer değiştirme işinin birden fazla tekrarlandığına dair rivayetler de vardır.

12 Temmuz 1960 tarihli tutanak.

 

 

 

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Üstadımız izzet-i ilmiyeyi muhafaza için eski zamandan beri en büyük reislere tezellül etmedi. Hem halkların hediyesini kabul etmiyordu. Şimdi ise Üstadımız hem zayıf olduğu halde, ehl-i ilme bir mahzuru olmayan hediyeyi ise hastalıkla alamıyor. Hattâ biz hizmetkârlarından dahi en küçük bir şeyi mukabelesiz yiyemiyor. Yese hasta oluyor. Bu haleti, hiçbir şeye âlet olmayan Risale-i Nur’daki a’zamî ihlasın muhafazası için bir hastalık suretini aldı. Ve hastalıkla bu kaidesini bozmaktan men’ediliyor itikadındayız.

Hattâ Risale-i Nur’un her tarafta neşir ve intişarının büyük bir bayramı münasebetiyle, ehl-i ilme lâzım olan musafaha ve sohbet etmekten ve bu mübarek bayramda da en has talebeleri ve kardeşleriyle musafaha ve sohbetten ve ona bakmaktan da şiddetle sıkılıp a’zamî ihlasın muhafazası için bir hastalık haleti alarak men’edildiği ona ihtar edildi.

Hattâ bizler gördük ki bu mübarek bayramda şiddetli hastalığı için talebelerine dedi: “Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men’eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”

Biz de Üstadımızdan sorduk:

Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men’ediyorsunuz?

Cevaben Üstadımız dedi ki: Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki Firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi enaniyet ve benliğin verdiği gafletle; heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismîyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile; eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki a’zamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta hem garpta hem kim olursa olsun okudukları Fatihalar o ruha gider.

Dünyada beni sohbetten men’eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men’etmeye mecbur edecek, dedi.

Hizmetinde bulunan talebeleri

(Emirdağ Lahikası-2)


Vasiyetnamenin Hâşiyesidir

Üstadımız âhir ömründe insanların sohbetinden men’edildiği cihetle anladı ki bu zamanda şahsiyet cihetiyle insanlara zarar verecek haller var. Risale-i Nur’un mesleğindeki a’zamî ihlas için bu hastalık verilmiş. Çünkü bu zamanda, şan şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından a’zamî ihlas ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur’daki a’zamî ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevî sebep hissediyorum. Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.

Said Nursî

(Emirdağ Lahikası-2)


Aziz, sıddık kardeşlerim!

Sekiz sene çoluk ve çocuğuyla sadakatle bana hizmet eden ve evlat ve ahfad ve refika ve damatlarıyla Nurlara ciddi çalışan ve ders ve vaazlarını bütün Nurlardan veren ve vefatından on dakika evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin Nur Risalelerini tekmil için Şamlı Hâfız’a rica eden, vefatından iki gün evvel bana mektup yazıp benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercih ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı sadakatin kerametiyle hissedip bana mukabele ve itiraz tarzında o mektubunda der: “Sen Barla’yı ikinci vatanımdır, dediğin halde neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercih edersin? İptida-i medrese-i Nuriye Barla’dır, senin mezarın orada olmalı.” diye bana ihtar etti.

(Emirdağ Lahikası-1)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Eddâî

(**[2]) Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde

Said’den yetmiş dokuz emvat (***[3]) bâ-âsam âlâma.

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş

Beraber ağlıyor (****[4]) hüsran-ı İslâm’a.

Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla

Revanım saha-i ukba-yı ferdâma.

Yakînim var ki istikbal semavatı, zemin-i Asya

Bâhem olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm’a.

Zira yemin-i yümn-ü imandır

Verir emni eman ile enama…

(Sözler, Lemeat, Eddai)


Eski Said’in matbu “Lemaat” başındaki acib imzası az tağyir ile şimdiki halime ve yetmişinci sene-i ömrüme tam muvafık gelmesi cihetiyle yazdım. Münasip görseniz hem müdafaatın hem Meyve’nin hem küçük mektupların âhirinde imza yerinde yazarsınız. İşte o garib imza, gelen üç buçuk satırdır:

اَلدَّاعٖى

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde Said’den altmış dokuz emvat bâ-âsam (*[5]) âlâma

Yetmişinci olmuştur o mezara bir mezar taşı, beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm’a

Ümidim var ki istikbal semavatı zemin-i Asya, bâhem olur teslim yed-i beyza-i İslâm’a

Zira yemin-i yümn-ü imandır, verir emn-ü eman ü emniyeti enama.

(Şualar, 13. Şua, Eddai)

Not: 79 (1379) Bediüzzaman'ın Hicri olarak vefat yılı, 69 (1969) ise bir rivayette kabrinin yerinin bulunma tarihidir. Ayrıca, bu Eddai'leri yazdığı sıradaki yaşının 2 katını ifade ediyor da olabilir, zira her senede iki defa cismin tazelendiğini beyan etmiştir.

kaynak:nurpedia.org

***

Said Nursi, türbe vasiyetini Tahsin Tola'ya söylemişti

Türbe vesaire gibi şeyler istemiyorum.

"Üstadın son günleriydi. Yine yanına ziyarete gittim. O zaman içimden, emr-i Hak vuku bulduğu zaman 'Üstada Isparta'da bir türbe yaptırırız' diye düşünüyordum.

"Üstadın elini öpüp oturunca, Hazret-i Üstad, "Gel kardeşim... ' diye yanına çağırdı, yer gösterdi. Bana şunları ifade etti:

"Ben şimdi vasiyetnamemi yazdırdım. Ben sağlığımda olduğu gibi, vefatımda da kimsenin ziyaret etmesini, türbe vesaire gibi şeyler istemiyorum... "

Kaynak: isalehaber.com

 

Bediüzzaman: Kabrimi hiç kimse bilmemek lâzım geliyor

Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.

Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî duâ ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum.

Emirdağ Lâhikası, 

 

***

"Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor."

Biz de Üstadımızdan sorduk:


"Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binâen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?"

Cevaben Üstadımız dedi ki:
 

"Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur'daki âzamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garpta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider.
"Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek" dedi.

Hizmetinde bulunan talebeleri

 

Bediüzzaman'ın Kabri İle İlgili Vasiyeti

Bediüzzaman Said-i Nursi vefat etmeden önce tüm yaşanacakları özetleyen bir şiir yazmış.

Bediüzzaman Said-i Nursi bugün günümüzde Nurcular olarak bilinen cemaatin manevi lideri ve Risale-i Nurların yazarı.

Said-i Nursi fikirleri sebebi ile dünya hayatında pekçok mahkemelere çıkmış, ömrünün büyük kısmı sürgünlerde ve hapislerde geçmiştir. Bir dönem Kurtuluş savaşında etkin rol alan ve sonrasında başarıları sebebiyle İlk Meclis'e vekil olarak davet edilen Said-i Nursi, bu teklifi kabul etmemiş; kendisini dini anlatmaya adamıştı. Bu bağlamda yaptığı toplantılar ve yazdığı Risaleler, zamanın hükümetlerince istenmeyince Said'in sürgün ve hapis hayatı başlamıştı.

"KABRİMİ GİZLİ BİR YERDE YAPIN"

Said-i Nursi'nin vefat ettiği 1960 yılına yaklaşıldığında Bediüzzaman, çileli hayatı ve defalarca zehirlenmesi sebebi ile artık zor ayakta duruyordu. Bu sebeple talebeleri ona vasiyetini sormaya başladı. Kendisi de ilginç bir şekilde şu ifadeleri kullandı:

"Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Benim kabrimi gayet gizli bir yerde yapın. Bir iki talebemden başka kimse bilmesin. Bunu vasiyet ediyorum."

 

1960 yılında Said-i Nursi vefat ettiğinde artık büyük bir cemaati vardı. Bu sebeple vasiyet unutuldu ve Bediüzzaman Urfa'daki Halilurrahman Dergahı'na defnedildi. Yakın talebeleri vasiyeti yerine getiremediği için üzgünken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşti ve hiçbir alakaları olmamasına rağmen o zamanın hükümeti aldığı bir kararla bilmeden Bediüzzaman'ın vasiyetini yerine getirmiş oldular. Bir gece Said Nursi'nin kabri parçalandı ve bedeni bilinmeyen bir yere taşındı.

Bu olay sonrasında da akıllarda ölmeden önce Bediüzzaman Said Nursi'nin söylediği şu sözler kaldı:

"Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde

Saîd'den yetmiş dokuz emvat, baâsam alâma

Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş

Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâma."

Bu sebeple şu an birçok Risele-i Nur talebesi üstadlarının mezarının yerinin tam olarak bulunmasına razı değil. Çünkü o zaman vasiyetini çiğnemiş olacaklarını düşünüyorlar.

Sezgin Akar

Haberler.com

BEDİÜZZAMAN'IN KABRİYLE İLGİLİ FARKLI İDDİALAR:

Bediüzzaman Said Nursi’nin Isparta’daki mezarını bulan merhum Mus­ta­fa Pes­til hadiseyi bütün ayrıntılarıyla anlatmıştı.

Minareci Mustafa Pestil Ağa­bey, 1928 Sürmene doğumludur. Lâ­ka­bın­dan da an­la­şı­la­ca­ğı gi­bi, mi­na­re us­ta­sı­dır. Uzun yıllar Isparta’da ikamet etmiştir. Bir­çok de­fa Üs­tad Bediüzzaman Said Nursi Haz­ret­le­ri­ni gör­müş­tür. Daha da önemlisi Mustafa Pestil, Said Nursi hazretlerinin gizli olan ikinci kabrini bulan kişidir...

Mustafa Pestil Ağabey, 20 Aralık 2014 tarihinde Isparta’da vefat etmiştir. Bugün vefatının ikinci sene-i devriyesi. Minareci ağabeyimizi rahmet dualarına vesile olmak maksadıyla, Said Nursi hazretlerinin ikinci mezarını bulma hatıralarını Ömer Özcan’ın Ağabeyler Anlatıyor-1 kitabından aktarıyoruz...

MUSTAFA PESTİL ANLATIYOR

Sene 1969. Bir gün Sav köyüne der­se git­miş­tik, ora­da bu ko­nu (Bediüzzaman Hazretlerinin mezarının yeri) açıl­dı. Her­kes bir şey söy­lü­yor­du. Ben de de­dim: “Al­lah’ın iz­niy­le Üs­tad’ı ben bu­la­ca­ğım.” Öy­le de­dim ora­da o za­man.mustafapestil.jpg

O sıralarda be­nim yeğe­ni­min bir ço­cu­ğu doğ­du, son­ra öl­dü. Ço­cu­ğu yı­ka­dık, koy­duk tak­si­ye… Kış gü­nü, çok soğuk… Git­tik me­zar­lı­ğa (Isparta Doğancı kabristanı). Yal­nız be­nim­le gi­den­ler bu iş­le­ri bil­mi­yor­lar­dı; ağa­be­yim de (Yakup) var, ama bu iş­ler­den ha­ber­dar de­ğil­di.

Me­zar ye­ri için ka­rar ver­dim, şu­ra­yı eşin de­dim. Ba­na o an­da, kaz­ma vu­ru­lun­ca san­ki Üs­tad’ın ba­şı­na vur­muş­lar gi­bi bir his gel­di… Diz çök­tüm, Yâ­sin oku­ma­ya baş­la­dım. Ben Yâ­sin okur­ken be­nim am­ca­oğ­lu, “Am­ca bu­ra­da bir sac çık­tı, bu ne ola­bi­lir?” de­di. Ben he­men an­la­dım tabi... “Hastanelerde ölen­le­ri böy­le ya­par­lar, ge­ti­rir­ler, böy­le gö­mer­ler” de­dim. Bi­raz ile­ri­si­ni kaz­dık, ço­cu­ğu göm­dük. “Siz hay­di gi­din ba­ka­lım” de­dim di­ğer­le­ri­ne. On­lar git­ti­ler.

ÜS­TAD’IN NAŞI HİÇ BO­ZUL­MA­MIŞ...

Eş­tim, bak­tım gal­va­niz­li bir sac ve le­him­li… ‘Ta­mam!’ de­dim. Ama içi­ni daha bil­mi­yorum... Son­ra kü­re­ğin ucuy­la ka­nırt­tım, o le­him­le­ri sök­tüm. Üs­tad’ın ka­fa­sı önü­me çık­tı. Pı­rıl pı­rıl… Üs­tad’ın saç­la­rı kı­na­lı; bir şey ol­ma­mış gi­bi, hiç bo­zul­ma­mış...

Üs­tad, sa­rı­ğı ba­şın­dan hiç çı­kar­maz­dı, o yüz­den her ta­ra­fı ta­mam, ta­nı­dım; fa­kat saç­la­rı­nı bi­le­me­dim. Ney­se ka­pattım üs­tü­nü, ört­tüm.

ÜSTAD’IN SAÇLARI KINALI MI DİYE ARAŞTIRMAYA BAŞLADIM

Kim­se­ye bir şey di­ye­mi­yor­dum, çün­kü Üs­tad’a kar­şı bir yan­lış­lık olur di­ye kor­ku­yordum.

Son­ra Bo­zan­önü’nde Şa­ban (Akdağ) var­. Üs­tad’ın çok ku­lunç­la­rı­nı ez­miş­tir. Ona sor­dum, baş­ka­sı­na sor­dum. Ta­rif edi­yor­lar; fa­kat bir ta­ne­si bi­le ‘Üs­tad’ın saç­la­rı kı­na­lı­dır’ de­mi­yor­du. Bir haf­ta uğ­raş­tım, ama de­mi­yo­rum kim­se­ye. Hiç kim­se kı­na­lı de­mi­yor. Al­lah, Al­lah! (Mustafa) Eze­ner var­dı me­se­la, o da di­ye­mi­yor kı­na­lı di­ye. Hep­si, her şey ta­mam, ‘kı­na­lı’ de­se­ler iş bi­te­cek.

Son­ra Se­nir­kent’e Ali İh­san To­la ağa­be­ye git­tim, ona sor­dum ‘Üs­tad’ın saç­la­rı nasıl­dır?’ di­ye. ‘Üs­tad’ın saç­la­rı 10 san­tim uzun­luk­ta­dır ve kı­na­lı­dır’ de­di. Ba­ba­sı­na rah­met, düğüm çö­zül­müş­tü şim­di!

ÇOK DE­RİN BİR ME­ZAR KAZ­DIK ORA­DA, AL­TI­NI DA EPEY SAP­TIR­DIK

Bir de ter­si­ne koy­muş­lar ta­bu­tu ge­ce­le­yin, ayak­lar kıb­le­ye gel­miş. Fıkha gö­re araş­tırdık, ta­bu­tun kıb­le­ye dön­me­si la­zım ge­li­yor­du. Ama tek ki­şi bu­nu ya­pacak güç­te de­ğil­dim. Bu­nu üç-dört ki­şi­ye an­lat­tım, ta­bu­tu ora­dan çı­kar­dık. Bun­lar­dan iki­si öl­dü, di­ğe­ri Sa­lim Gün­taç.  

Me­za­rı eş­tik, ta­bu­tu çı­kar­dık. Ka­nırt­tı­ğı­mız yer­den Üs­tad’ın yü­zü­nü tek­rar gör­dük. On­dan son­ra çok de­rin yeni bir me­zar kaz­dık ora­da, al­tı­nı da epey sap­tır­dık. Biz­de, çı­ka­rır­lar kor­ku­su vardı... Rah­met­li Ha­cı Nu­red­din de var­dı, Ata­soy­la­rın Ah­met’in ba­ba­sı, İs­lâm­köy’den­dir.

MEZAR İÇİN TER­TİP AL­DIK, FAKAT...

O sı­ra­lar­da ben de neş­ri­yat ya­pı­yo­rum Is­par­ta’da. An­tal­ya, Ga­zi­pa­şa, Fet­hi­ye’ye kadar neş­ri­yat ben­de... On beş se­ne kel­le kol­tuk­ta, Al­lah’ın ina­ye­tiy­le bu neş­ri­ya­tı yap­tık. Yal­nız bu­ra­dan (Isparta) ora­ya git­mek zor ol­du­ğun­dan, Antalya/El­ma­lı’yı mer­kez ya­pa­yım de­dim.

Elmalı’ya gitmeden evvel Nu­rettin’e de­dim ki: “Üstad’ın tabutunu bu­ra­dan çı­kar­ma­sın­lar. Bu­ra­ya bir me­zar yap, ama boş­lu­ğa ko­ya­cak­sın, göç­tü mü an­la­rız. Ora­ya öy­le bir be­ton ko­ya­cak­sın ki ko­lay ko­lay çı­ka­ra­ma­ya­cak­lar…” Böy­le bir ter­tip al­dık. Fa­kat mü­ba­rek bu­nu ih­mal et­miş, yap­ma­mış… Ba­ba­sı Os­man Ağa­bey var­dı, rah­met­li ol­du, o da gi­di­yor Is­par­ta’da bu­lu­nan bir ağa­be­ye an­la­tı­yor. Mi­na­re­ci, Üs­tad’ı bul­muş di­ye an­la­tı­yor. On­dan son­ra bu ar­tık du­yu­lu­yor.omerozcan_saidnursi_mezar_risalehaber.jpg

(Mustafa Pestil’in 1969 yılında Isparta Doğancı kabristanında, Bediüzzaman hazretlerinin mübarek naşını bulduğu yer. Görünen mezarın Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Sav’a naklinden sonra yapıldığı unutulmamalıdır. Mezar naaş taşındıktan on gün sonra yapılmıştır. Mezar taşında Arabî harflerle sadece “Hüvel Bâki” yazmaktadır.)

TA­BU­TU BENDEN HABERSİZ ÇI­KA­RIP SAV’A GÖ­TÜ­RÜ­YOR­LAR

Isparta’da du­yul­duk­tan son­ra Sa­lim Gü­ntaç ile Sav’dan Ha­fız Be­kir Avşar birkaç ki­şi­yi de alı­yor­lar, ta­bu­tu çı­ka­rı­yor­lar, Sav’a gö­tü­rü­yor­lar. Üstad şu anda Sav’da. Bi­zim Nu­ret­tin de on gün son­ra Doğancı me­zar­lı­ğı­na gi­di­yor, ta­bu­tun çı­ka­rıl­dı­ğı­nı bil­me­den ora­ya be­ton­dan bir me­za­r ya­pı­yor. Ama Üs­tad çı­ka­rıl­dık­tan son­ra... (Bayram Yüksel ağabeyin Üstad’ı oradan aldım şeklinde yayılan sözleri de dikkate alınmalıdır. Ö. Özcan)

 

Ben bu ara­da Antalya/El­ma­lı’da­yım. Bir gün El­ma­lı’ya Is­par­ta’dan bi­ri gel­di, Üs­tad’ın me­za­rı­nın gö­tü­rül­dü­ğü­nü an­lat­tı ba­na. Dedi ki: “Is­par­ta’ya bü­yük bir ge­lir kay­na­ğı ola­cak­tı, zi­ya­re­te ge­len tu­rist­ler ola­cak­tı, pa­ra ge­lecek­ti…” Fe­na bo­zul­muş­tum ora­da... Her­kes du­y­muş!

Son­ra git­tim Is­par­ta’ya, bak­tım Nu­ret­tin (Atasoy) me­za­rı yap­mış… Çı­ka­rıl­sa me­zar bo­zu­lur­du, bu be­ton bo­zu­lur­du de­dim. Me­ğer Üs­tad çı­karıl­dık­tan son­ra yap­mış me­za­rı... Şim­di Üs­tad ar­tık ora­da de­ğil…

NAAŞI GÖTÜREN 6 KİŞİ

Merhum Salim Güntaç’ın oğlu Mehmed ağabeye, Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne götüren o birkaç kişinin kimler olduğunu sordum. Babamdan duydum dediği ağabeylerin isimlerini şöyle sıraladı:

Tâhirî Mutlu,

Ali İhsan Tola,

Mustafa Gül.

Salim Güntaç ve

Savlı Hafız Bekir 

ile beraber toplam altı kişi.”

Kaynak - Risale Haber

 

 

Said Nursi'nin naaşı Urfa Şehitliği'nde iddiası!

İkbal, Bediüzzaman Said Nursi'nin naaşının Balıklıgöl'deki mezardan çıkarılarak Urfa'daki şehitliğe defnedildiğini ileri sürdü. İkbal, bu iddiasını da Bediüzzaman Hazretleri ile görüşen Mahmut Hasırcı'ya dayandırdı.

 

Medya Yazarları Derneği Onursal Başkanı Abdulkadir İkbal, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin naaşının Balıklıgöl'deki mezardan çıkarılarak Urfa'daki şehitliğe defnedildiğini ileri sürdü. İkbal, bu iddiasını da Bediüzzaman Hazretleri ile görüşen ve 52 yıl türbedarlığını yapan Mahmut Hasırcı'ya dayandırdı.

Said Nursi'nin mezarının kırıldığı gün Şanlıurfa'da bir askerin öldüğünün haberinin yayıldığını ve bunun bir senaryo olduğunu belirten İkbal, asker cenazesi denilerek Şehitlik Mezarlığı'na defnedilen naaşın Bediüzzaman'ı ait olduğunu öne sürdü.

Bu iddiasını Said Nursi'nin Şanlıurfalı talebesi Mahmut Hasırcı'ya ve Üstad'ın bir şiirine dayandıran İkbal, "Sabaha doğru gelip Said Nursi'nin mezarını kırarlar. Çevredekilere bir askerin öldüğünü ve o askeri defnedecekleri söylenir. Ertesi gün Yusuf Paşa Camii'nde İkindi namazında cenaze namazı kılıp buraya defnederler. Mahmut Hasırcı durumundan haberdar olup takip eder. Daha sonra gelip mezarın yerini tespit eder ama pek fazla kimseye bahsetmez. Hasırcı'nın vefatından 14 gün önce onu arayıp hasta olduğunu ve bildiği bilgilerle ilgili çalışma yapmak istediğimi söyledim. 'Olur' deyip Ulu Camiye geldi. Daha sonra da Ulu Camii'nden Urfa Şehitlik'e (Şehitler Anıtı'nın bulunduğu mezarlık) kadar geldik. Hasırcı 'Üstad'ı oradan çıkardılar, senaryo yaptılar ve buraya defnettiler. Üstad buradan gitmedi. Üstadın kitabında bir şiiri var: ' Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmışım içinde' diyor. Üstad Urfa'dan gitmediğini şiirinde beyan ediyor." şeklinde konuştu.

 

SİZİN İLK İŞİNİZ SAİD NURSİ'NİN MEZARINI KIRMAK MI?

Ölen bir insanın mezarının kaldırılıp nerede olduğu belli olmayan bir hale getirmenin devlete yakışmadığını belirten İkbal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İhtilal yeni olmuş, askerin başka işi yok mu? 50 gün sonra gelip Said Nursi'nin mezarı kırılıyor. Daha devlet sistemini yeni ele aldınız. Menderes ve Celal Bayar'ı götürdünüz. Yeni bir devlet kuruluyor, sizin ilk işiniz Said Nursi'nin mezarını kırmak oluyor. Bu hakikaten dünyada emsali olmayan bir felakettir. Bakın naaşı nereye koyduysanız getirin eski yerine koyun. Bediüzzaman'ın mezarı eski yeridir. Herkes eski yeri gördü, Fatiha okudu. Mezarı belli ama cesedini çıkardılar. Nereye gömdüyseniz getirin eski yerine koyun. Üstadın cesedinin yeri belli olmasın diye senaryo yazmışlar. Bir devlete yakışmaz. Devletin büyük bir ayıbı ve günahıdır.

HELALLEŞMEK İSTEYENLER SAİD NURSİ'DEN BAŞLAMALI

Helalleşmek isteyenlerin Said Nursi'den başlaması gerektiğini vurgulayan İkbal, "Said Nursi'den önce Şeyh Said'in, Seyyid Rıza ve İskilipli Atıf Hoca'nın mezarı da kayıptır. Kendileri için ise dünyanın en büyük mezarını (Anıtkabir) yaptılar. İddia ediyorum; dünyanın adeta tapınağını yaptılar. Türkiye bu ayıpla devam edemez. Helalleşmek isteyenler Said Nursi'den başlamalı. Senaryo böyle yapıldı. İnşallah aklı başında olan insanlar bir işe el atar. Hükümete ricamız; siz maneviyata ve İslam âlimlerine değer veren anlayışa sahipsiniz, bir an önce bu ayıbın ortadan kaldırılması için cesedini bulup eski yerine koyun." diye çağrıda bulundu.

İLKHA

Kaynak: https://www.risalehaber.com/said-nursinin-naasi-urfa-sehitliginde-iddiasi-429381h.htm

 

 

Said Nursi'nin Kabrinin Şanlıurfa'daki Şehitler Mezarlığı'nda Olduğu İddia Edildi

23.03.2013

Şanlıurfa Medya Yazarlar Derneği Şubesi mensupları, Said Nursi'nin kabrinin, şehit mezarlarının bulunduğu alanda olduğunu iddia etti.

Şanlıurfa Medya Yazarlar Derneği Şanlıurfa Şubesi'nden yaklaşık 30 kişinin katıldığı basın açıklaması, askeriye ait olan Şehitler Mezarlığı'nda, Dernek Başkanı Abdulkadir İkbal tarafından yapıldı. Burada ilk olarak şehitlerin anıtına kırmızı karanfil bırakan dernek üyeleri, daha sonra duada bulundu.

Son olarak basın mensuplarına konuşan Şanlıurfa Medya Yazarlar Derneği Şanlıurfa Şube Başkanı Abdulkadir İkbal, şehitlerin bulunduğu mezarlıkta Said Nursi'nin mezarının olduğunu iddia etti. İkbal, "23 Mart 1960... Bediüzzaman Said Nursi Isparta’da iken Şanlıurfa’ya geliyor ve bugün Urfa’da vefat ediyor. O yıllar askeri bir dönem idi, 60 ihtilali yapılmıştı. Yine o yıllarda İçişleri Bakanı İhsan Kızıloğlu, merhum Türkeş'in ifadesine geçiyor. Diyor ki;

İhsan Kızıloğlu Milli Güvenlik Konseyi'ne bir teklif getirdi, dedi ki; 'Bediüzzaman Said Nursi’nin naaşının Urfa’da alınarak başka bir yerlere defin edilmesi için bir çalışma yapmamız lazım. Sebep ise birçok insanlar hatta başka ülkelerden gelen insanlar bu mezarı ziyaret ediyorlar, bu bizi rahatsız ediyor.' O zaman ne yapalım diyorlar ve Bediüzzaman Said Nursi'nin kardeşi Abdülmecit Ünlükol Konya’da öğretmen iken kendisini getiriyorlar. Diyorlar ki; 'senin kardeşinin mezarını İç Anadolu’ya getireceğiz.' Kardeşi olan Abdülmecit Ünlükol da; 'benim böyle bir talebim yok.' Ama yapmazsan imzalamak zorunda kalırsın diyerek mecbur imzalatıyorlar kendisine. Urfa’ya bir heyet geliyor ve Bediüzzaman Said Nursi’nin Urfa’da bulunan Balıklıgöl'ün oradaki mezarını kırıyorlar ve orada iki tabut olduğu görülüyor ve bunun da altında başka bir şey yattığı ortaya çıkıyor. Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarını gece kırıp gece de götürüyorlar. Bu yaşanan olay ise 12 Temmuz günü oluyor ve o gün de Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarını götürüyorlar.

Abdülmecit Ünlükol ise; 'gece idi, karlık idi, ışık yoktu, şehir ve köy, kasaba görünmüyordu, karanlık bir yerdi, böyle bir yere defnettik' dedi. Merhum Mahmut Hasırcı, Bediüzzaman Said Nursi’nin çok yakın arkadaşı. Bana, naaşın götürülmesinin ardından bir gün sonra Urfa’da bir asker öldü denilerek halk arasında şayia atılıyor. Burada bir asker ölmüş onu da alıp getirip buraya gömüyorlar ve Mahmut Hasırcı vefatından 14 gün önce ölmeden kimseye söylemediği bir sırrı bana ve bir arkadaşıma söyledi.

Bana dedi ki; 'Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarı burası, buraya gömdüler ama diğer tabutu da senaryo olarak başka bir yere götürdüler.' Elimdeki fotoğraf Bediüzzaman Said Nursi’nin çok yakını Mahmut Hasırcı, onunla buraya ölmeden önce geldik" şeklinde konuştu.

"BÜTÜN YETKİLİLERE MEKTUP YOLLADIM"

Yaşanan olayın ardından yetkililere bilgi almak için mektup gönderdiğini söyleyen İkbal, "Ben bundan yaklaşık 3 yıl önce Reisicumhura, Başbakana, Genelkurmaya ve İçişleri Bakanlığı'na bir mektup gönderdim. Dedim ki;

Bediüzzaman Said Nursi'nin naaşı nerede? Bulunduğu yer neresi?

Gelen cevap İçişleri Bakanlığı'ndan diyor ki; 'Urfa mezarlığından sorun.' Neden Urfa mezarlığından soralım? Biz bütün bu yaşanan olayları göz önüne alarak diyoruz ki, bizim üç talebimiz var; Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarı burada ise veya başka bir yerde ise kim ne iddia ediyorsa etsin biz aksini demiyoruz, yalanlamıyoruz. Birinci isteğimiz mezarlar açılsın ve DNA testi yapılsın. İçişleri Bakanlığı Urfa'daki mezarlıklar arşivlerini açtırmalı, son olarak da Bediüzzaman Said Nursi'nin naaşı nerede ise bulunup Şanlıurfa'daki Balıklıgöl'ün bulunduğu yere gömülmesidir. Bunları talep ediyoruz ve yardım istiyoruz" diye konuştu.

Şanlıurfa Medya Yazarlar Derneği Şubesi mensupları, Said Nursi'nin kabrinin, şehit mezarlarının bulunduğu alanda olduğunu iddia...

 

Said Nursi'nin Kabrinin Şanlıurfa'daki Şehitler Mezarlığı'nda Olduğu İddia Edildi

***

Yine İLKA 'nın haberine göre:

"Bediüzzaman’ın kabri Urfa’dadır"

Şanlıurfa Geri Dönüşümcüler Derneği Başkanı Ahmet Alagöz, Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarının bir manga asker tarafından geceleyin dergâhtan çıkarıldığını, Urfa girişindeki bir mezarlığa gömüldüğünü iddia etti.

Şanlıurfa’da Geri Dönüşümcüler Derneği Başkanlığı yapan Ahmet Alagöz (48) Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin mezar yeri ile ilgili önemli iddialarda bulundu.

Alagöz, 20 sene önce Afyon’da tanıştığı yaşlı bir adamın kendisine Bediüzzaman’ın cenazesi ile ilgili önemli bilgiler verdiğini ileri sürdü. İddiaya göre, yaşlı adamın 1960 yılında Şanlıurfa'da askerlik yaptığını, Üstad'ın vefatından 111 gün sonra bir manga askerle birlikte Dergâh Camisi'nde bulunan Bediüzzaman’ın mezarını kazdığını, üstadın cenazesini çıkararak, Urfa girişinde bir mezar yerine gömdüklerini söylediğini belirtti.

Alagöz, "Ben Şanlıurfa Geri Dönüşümcüler Derneği Başkanıyım. Aynı zamanda nakliye taşeronluğu ve taş ocağı işletmeciliği yapıyorum. Üstad Bediüzzaman Said Nursî hakkında bir anımı paylaşmak istiyorum. 1998 yılında Afyonkarahisar'da, Afyon- Uşak arası yol şantiyesinde nakliye işi yapıyordum. Ben o tarihlerde orada çalışırken, araçların bakımı ve tamiri için sık sık Afyon'da sanayi sitesine gidip geliyordum. Bir gün bir kamyonu sanayideki oto döşemeciye götürdüm. Sanayi ile evler birbirine çok yakındı, iç içe girmişti. Orada işin bitmesine bekliyordum. Dükkânın yan tarafında bir gölgelik vardı. O gölgede otururken aynı bitişik yerden yaşlı bir adam çıktı, yanıma geldi ve oturdu. Onunla biraz sohbet ettik. Benden memleketimi sordu. Ben de ‘Urfalıyım’ dedim.  Bana, ‘Bediüzzaman'ı bilir misin?’ dedi.  Bende,  ‘Evet bilirim’ dedim. Yaşlı adam, ‘Onunla ilgili sana bir bilgi versem bana inanır mısın?’ dedi.  Adam ısrarla 'Bana inanır mısın?' diye soruyordu.  Ben de, ‘İnanırım, niye inanmayayım ki? Ben seni ilk defa görüyorum. Belki ömründe bir daha hiç görmeyeceğim. Belki bir daha hiç görüşmeyeceğiz.’ dedim."

"Üstad'ın mezarını Dergâhtan çıkarıp başka bir mezarlığa gömdük"

Yaşlı adamın kendisine Bediüzzaman’ın mezar yeri ile ilgili önemli bilgiler anlattığını söyleyen Alagöz, "Yaşlı adam bana şunları söyledi. ‘Ben 1960 ile 1961 yılları arasında Urfa'da askerdim. Bir gece bir manga asker ve başımızda bir subay ile beraber bizi Dergâh Camisi’ne götürdüler. Dergâh Camisi'nde, bir mezarı açtık, o mezar Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin mezarıydı.’ dedi. Bende ona ‘Emin misin?’ dedim. O da bana, ‘Evet eminim.’ dedi. Yaşlı adam sözlerine şöyle devam etti: ‘Ben manga çavuşuydum. 10 asker, ben ve bir subay, mezara açtık, içinden Üstad'ın cenazesini aldık. Urfa’da başka bir mezarlığa götürdük, gömdük.’ dedi. Ben de 'O mezarlık neresidir?' dedim. Dedi ki,  ‘Urfa'nın içindeydi,  Urfa’dan çok uzak bir yer değildi. Urfa’nın girişinde sağ tarafta bir mezarlığa gömdük.’ dedi. Yaşlı adamın tarifine göre şimdiki Bediüzzaman mezarlığıdır. Kesin orasıdır. Oraya götürerek sırtlarda yüksek bir yere gömerek,  üzerini kapatmışlar,  sonrada tugaya dönmüşler." dedi

"Üslerimiz bize bu konuyu unutmamızı ve açmamızı söyledi"

Alagöz, tugayda o gece yaşlı adama yaşadıklarını unutmaları konusunda baskı yapıldığını belirterek, yaşlı adamın sözlerine şöyle devam ettiğini belirtti:

"Tugayda bize dediler ki bu geceyi unuttun, hiç kimseye bahsetmeyin,  bu gece sanki hiç yaşanmamış gibi olsun. Bu şekilde gecemiz geçti. Bir iki gün sonra gazeteden haberleri okudum, televizyonlardan izledim. Gazetede yazıyordu,  Bediüzzaman Said Nursi'nin Hazretlerinin cenazesi işte Isparta'ya götürüldü. Uçaktan denize atıldı. Bu haberleri bir iki gün sonra okuduk, dinledik. Âmâ biz artık o konuyu hiç açmadık. Zaten askerdik,  asker ocağı olduğu için de emir verilmişti. Bu emre uyduk ve bugüne kadar hiç bahsetmedik. Ta ki bugüne kadar,  sen Urfalı olduğunu söyleyince,  ben de dedim,  yaşım 65 – 70 olmuş. Ben de bu bilgiyi sana vermek istedim. İçimde kalmıştı. Sen de Urfalısın, ben senin samimiyetine inandım, sen de bana inanacağını söyledin. Senin samimiyetine inanarak bu bilgiyi sana veriyorum. Sen bir Urfalı olarak bunu bil.’  dedi. Yaşlı adam bunları söylerken, dinçti, sağlıklıydı, hafızası yerindeydi. Yaşlı adama dedim, 'Kesin mi? O gece başka yere falan götürmüş olmayasınız? Bir yanılma vesaire yok mu?' Bana hafızasının yerinde olduğunu, kesinlikle yanılmadığını, Bediüzzaman’ı defnedenin, kendisi, askerler ve başlarındaki subay olduğunu söyledi." dedi.

"Üstad'ı, Urfa'nın girişinde, yüksek bir yerde, mezarlığın orta kısmında bir yerlere gömmüşler"

Yaşlı adamın tarifine göre Bediüzzaman’ı, bugün ismi Bediüzzaman olan mezarlığa gömdüklerini belirten Alagöz, "Üstad'ı, Urfa'nın girişinde, yüksek bir yerde, mezarlığın orta kısmında bir yerlere gömmüşler. Ben o adamı bir daha görmedim. Birkaç yıl sonra 1998’de Ankara'ya gittim.  Bir süre Ankara’da çalıştık. Aradan birkaç yıl geçti, daha sonra iş için tekrar Afyon'a gittim. O adamı bir daha görmek istedim. Yani onu aradım. Aradan birkaç yıl geçmişti. O bilgiyi tekrar duymak ve o adamı Urfa’ya getirmek istedim. Maalesef sanayi o zaman şehir dışına taşınmıştı. Oraların hepsi yıkılmıştı ve hiçbir şekilde artık o adama ulaşmam mümkün olmadı. " dedi.

"Biz sizlerin sayesinde bu İslamiyet’i yaşıyoruz"

1998 yılında Üstad hakkında bilgi sahibi olmadığını ve bu sebeple yaşlı adamın söylediklerini önemsemediğine dikkat çeken Alagöz, "Yaşlı adamı Urfa’ya getiremediğim için çok pişmanım. Bugünkü aklım olsaydı, onu alıp Urfa’ya getirirdim. Çünkü ben Türkiye geneli birçok ilde çalıştım. Bunu şu anda yapmadığıma çok pişmanım. Afyon’ da benim küçük bir anım daha vardır. Bir esnafla sohbet ederken, bana ‘Doğulu musun?’ dedi. Bende ‘Evet doğuluyum.’ dedim. Adam bana dedi ki, ‘Biz sizlerin sayesinde bu İslamiyet’i yaşıyoruz.’ Bu gerçekten beni o zaman çok etkiledi ve Üstad'ın yerini araştırmaya ve o adamı bulmak için çalışmaya daha çok itti.  Daha sonra birkaç yıl Afrika’da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne iş için gidip, geldim. Orada da Üstad’dan bahsediliyordu. Normal halk Bediüzzaman'ın kitaplarını okuyordu. Müslüman olan insanlar bize soruyorlardı; 'Bediüzzaman’ı biliyor musunuz? Nasıl biridir?' diye.  Bunu görünce, duyunca, daha çok istedim, pişmanlığım arttı. Maalesef elimizden gelen bir şey yoktu.  Bugüne kadar öyle geldi,  yurt dışında bile tanıyorlar biliyorlar, ben 1998 yılında bile maalesef onu çok iyi tanıyamamışım." diye konuştu.

İLKHA’nın Üstad’ın mezar yeri ile ilgili Abdulkadir İkbal ile yaptığı röportajın ardından bu anısını İLKHA ile paylaşmak istediğini belirten Alagöz, "Ben dostlar vasıtasıyla size ulaştım. Daha önce de bunu soran arkadaşlar oldu. Onlara bu bilgileri aktardım. İlke Haber Ajansı'nın bu konu üzerinde çok durduğunu, araştırma yaptığını bana söylediler. Onun için ben de size ulaştım, bu bilgiyi sizle paylaşmak istedim. İmkânlarımız olsa da  o adam yaşıyorsa gidip arayıp bulsak. Ama artık çok zordur. Çünkü adam şu anda yaşıyorsa olsa bile 85-90 yaşlarındadır. Büyük ihtimalle hafızasını kaybetmiş olabilir." (Abdurahman Uğurlu-İLKHA)

Kaynak: https://ilkha.com/news/bediuzzamanin-kabri-urfadadir-89459

Bediüzzamanın Isparta SAV'daki mezarı olduğu iddi edilen eski fotoğrafta Bediüzzaman'In kardeşi Abdülmecid Ünlükul Avukat Bekir Berk ve diğer kişi dua ediyor. Ancak mezar taşına dikkat edilirse SAV  mezar taşı gibi üstü düz değil kubbeli olduğu fark edilecektir.

 

***

Zaman Gazetesi yazarı Mustafa Armağan, Bediüzzaman'ın mezarının yeriyle ilgili tartışmaların sürdüğü şu günlerde, çok konuşulacak bir fotoğraf yayınladı.

Armağan, Bediüzzaman'ın mezarının yerini konu aldığı yazısında bir de mezarın fotoğrafına yer verdi.

İşte Armağan'ın 'Bediüzzaman'ın nâşı denize mi atıldı?' başlıklı o yazısı

Usame bin Ladin'in cenazesi hem "İslamî usullere göre" kefenlenip namazı kılınmış, hem de "Amerikan usullerine göre" ayağına taş bağlanıp okyanusa atılmış!

BANA İNANDIRICI GELMEDİ

Doğrusu bu açıklama bana hiç inandırıcı gelmedi. Çünkü bildiğim kadarıyla bir cenazeyi ortadan kaybetmenin en etkin yolu, kimsenin şüphelenmeyeceği, mezarlık gibi herkesçe bilinen bir yere gizlice defnetmektir.

Denize atmak, birilerine 'gidip bulun' diye hedef göstermekten başka bir anlama gelmez.Denize ceset atma tartışmasının, basınımızın kullanışlı kalemlerine, Said Nursi'nin tabutunun da denize atılmış olduğu iddialarını ısıtıp önümüze sürme fırsatını verdiği gözden kaçmadı. Bu bayat, geçersiz ve aynı şekilde mantıksız iddiayı, sorulardan bunalan darbeci komutanların işin içinden sıyrılmak için ballandırdıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek. Zira hem birinci el tanıklar, hem de resmi belgeler bize Said Nursi'nin cenazesinin Isparta'ya defnedildiğini söylüyor. Nereye? diye soracak olanlar, yandaki fotoğrafa bir kere daha baksınlar lütfen.

SONER YALÇIN CENAZE'NİN DENİZE ATILDIĞINI YAZDI

Bu iddiayı "Efendi-2" yazarı da dile getirmişti. Soner Yalçın, Bediüzzaman'ın cenazesinin Urfa'daki kabrinden 12 Temmuz günü çıkarıldığını ve Kıbrıs açıklarında denize atıldığını yazdı (s. 395). Oysa Prof. Cemil Koçak, '27 Mayıs Bakanlar Kurulu Tutanakları'nı yayınladı. 11 Temmuz 1960 Pazartesi sabahı başlayan Bakanlar Kurulu toplantısında ilk sözü alan İçişleri Bakanı İhsan Kızıloğlu aynen şunu diyor:
 

"Said-i Nursi'nin önce tayyare ile Diyarbakır'a ve oradan da Isparta'ya naaşının nakli muamelesi ikmal edilmiştir."Bu resmi açıklama doğruysa 12 Temmuz tarihi yanlıştır, bir. Cenazenin denize atıldığı iddiası fasaryadır, iki. Kaldı ki, bizzat ihtilalin başı Org. Cemal Gürsel daha 20 Haziran'daki Bakanlar Kurulu toplantısında cenazenin Isparta'ya nakli fikrini ortaya atmış ama denize atma fikrini nedense hiçbir yerde dile getirmemiştir.


BİZ TABUTU DENİZE ATTIK DİYOR

Önüne sunulan ilk lokmayı kapan bir insanın, bırakın gizli örgütler hakkında müthiş ifşaatta bulunmasını, en basit tarihî olayları bile anlayamayacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Birisi çıkıp "Biz tabutu denize attık", diyor, seninkinin gazetesinde manşet oluyor. Gazeteci dediğin servis edilen haberi tahkik eder, değil mi? Ne gezer!

Geçen hafta buna bir yenisi eklendi. Murat Bardakçı, Faruk Güventürk Paşa'nın kendisine Said Nursi'nin tabutunu denize "attığı"nı söylediğini yazdı. O zaman soralım biz de:

Bir kere Güventürk'ün o uçakta işi ne? (Zira Diyarbakır-Urfa bölgesinin Sıkıyönetim Komutanı Tuğgeneral Cemal Tural'dı.) Hem Bakanlar Kurulu kararına rağmen cenazeyi denize atma yetkisi var mıdır? Vaktiyle Risale-i Nurlara savaş açmış bir şarlatanın şahitliği ne kadar geçerlidir? (Üstelik yalancılığı 1969'da basın huzurunda kanıtlanmış biridir.)

İşte Bediüzzaman'ın Isparta'da defnedildiği kabir ve başında talebelerinden merhum Bekir Berk ve Mustafa Ezener Fatiha okuyorlar. (Necmeddin Şahiner, Belgelerle Bediüzzaman'ın Kabir Olayı, Timaş 1996, s. 122)Kaldı ki, Necmeddin Şahiner 1977'de Güventürk'ü ziyaret edip cenazenin taşınması meselesini açmış ama nedense Paşamızın gıkı çıkmamış ("Aydınlar Konuşuyor", s. 163).

ATTIM DEMİŞSE YALAN SÖYLEMİŞTİR

Bana göre "Attım" demişse yalan söylemiştir. Neden mi? Bakanlar Kurulu Tutanağı'nda "Isparta'ya naaşının nakli" işleminin tamamlandığından söz ediliyor, bir.

6 imzalı resmi "Zabıt Varakası"nda "mevtaya ait tabutun" Afyon'dan teslim alınarak Isparta'ya getirildiği ve Isparta Şehir Mezarlığı'nda hazırlanan kabre defnedildiği belirtilmektedir, iki.

Cenazeyi Urfa'dan alıp Afyon'a indiren C-47 uçağının pilotu Kadir Özkartal'ın 17 Temmuz 2005 tarihli "Yeni Asya"da çıkan açıklamasında Afyon'a indiklerinde Isparta ve Afyon valilerinin hazır bulunduklarını, cenazenin bir ambulansa konulduğunu vs. anlatıyor, üç.

AFYON'A GETİRİLDİĞİ KESİN

Demek ki, cenazenin Isparta'ya naklinin Bakanlar Kurulu'nda kararlaştırıldığı, zabıt tutulduğu ve Afyon'a getirildiği kesin. Şimdi bundan sonrasını görelim.

Halen Gaziantep'in bir köyünde yaşayan ve o sırada asker olan Ahmet Çam'ı telefonla aradım, tam da 2. pilotun bıraktığı yerden anlatmaya başladı: "Saat 3 gibi tabutu Afyon'dan teslim aldık. Toplam 5 arabayla Isparta'ya doğru yola çıktık. Karanlık bastı. Bir dağın yamacında durduk. Etraf eli silahlı subaylarla çevriliydi. Tabutu indirip portatif kürek ve kazmalarla defin işlemini yaptık.

BEDİÜZZAMAN'IN KARDEŞİNİN TANIKLIĞI VAR

"Bir de bu sürecin tamamında hazır bulunan Bediüzzaman'ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul'un kitaplara geçmiş olan tanıklığı var (halen sağ olan kızı Saadet Hanım da bu bilgileri N. Şahiner'e doğrulamıştır). En sağlam tanık olan Ünlükul, uçakla Afyon'a indikten sonra tabutu askerî bir kamyonete yerleştirdiklerini, dağlık bir bölgeye 7 saatte gittiklerini, karanlıkta askerlerin tabutu kabre koyup üzerini kapattıklarını söylemiş Abdülkadir Badıllı'ya (3 ciltlik Bediüzzaman biyografisine bakınız).

Pilot astsubay Ahmet Kırlay, er Beşir Kılıç gibi daha bir çok görgü tanığı var ama biz bu kadarla yetinelim.Kardeşinin, gömen askerlerin, taşıyan pilotların, resmi zaptın, Devlet Başkanı ve İçişleri Bakanı'nın sözlerine inanmayacaksınız, 'irabda mahalli olmayan' bir darbeci eskisinin yalanını köşenize boca ederek ortalığı bulandıracaksınız. Herkese 'belgesi nerede?' diye soran birinin bu sorumsuz tavrını nasıl açıklamak gerekir?Tabii asıl maksadı anlıyoruz:

Bu asparagas haberlerle kamuoyunu Said Nursi'nin cenazesinin kayıp olduğuna ikna edip mezarının günün birinde ortaya çıkacağına dair ümitleri söndürmek. Ne var ki, hakikatin günün birinde ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu olduğunu unutuyorlar.Bence 'o gün' yaklaşıyor. Tarihini bilemem ama görüştüğüm önemli zatlardan edindiğim intiba, Bediüzzaman hazretlerinin mezarının yakın bir gelecekte ortaya çıkacağı yönünde. Sin'in Şın'a girmesi gibi bir adım bekleniyor sizin anlayacağınız.Hem kayıp değil ki mezarı. Az da olsa yerini bilenler mevcut.

BİRİNCİ MEZAR URFA'DAYDI

Birinci mezarı Urfa'daydı, darbeciler kaldırıp Isparta'ya defnettiler. Burası bilinmeye başlanınca talebeleri tarafından 1967'de çıkartılıp Sav köyüne defnedildi. Oraya da gelip gidenler artınca bugünkü 4. mezarına nakledildi. İnsanın aklına geliyor: Acaba 5. mezarı olacak mı?Tıpkı Hz. Ali'nin 5 ayrı mezarı olması gibi onun da Anadolu'nun ak saçlı toprağında imanın kokusunu yayarak yattığını bilmek yetiyor fakire. Hem milyonlarca seveni kalplerini ona manevî kabir yapmışlar. Yetmez mi?

.

***

Son seyahatini ağır hasta vaziyette Urfa`ya yapan Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960`ta bu mübarek şehirde vefat etti.

Mezar yerine yapılan `yoğun ziyaret`ten rahatsız olan 27 Mayıs cuntası, bir gece yarısı (12 Temmuz) mezarı açtırarak Said Nursi`nin naaşını uçakla bir meçhule götürdü.

Tabutu taşıyacak olan askeri uçak—halen Bursa`da yaşayan pilotunun da ikrarıyla—Diyarbakır`dan getirtildi. Aynı uçağa, Bediüzzaman`ın kardeşi Abdülmecit Efendi de alındı.

Mezar açılırken de orada hazır bulunan Abdülmecit Nursi(Ünlükul), ikamet ettiği Konya`dan zorla getirtilmişti. Tıpkı, işi kitabına uydurmak için `mezar nakil dilekçesi`nin kendisine zorla imzalatılması gibi…

* * *

xxxx

Kardeş Nursi`nin şimdiye kadar nakledilegelmiş bütün yazılı ve sözlü hatıratına göre, tabutu taşıyan uçak gece karanlığında Afyon askeri havaalanına indi. Yine kendisinin refakatinde uçaktan alınan tabut karayoluyla Isparta`ya getirildi. Üstad`ın naaşı, burada hazırlanmış olan bir mezara defnedildi ve henüz aydınlık sökmeden geri getirtilip Konya`daki evine bırakıldı.

Bu safhaya kadar bilinen gerçek budur. Abdülmecit Efendi gibi, oğlu Suat Bey de hayattayken aynı şeyleri anlattı.

Keza, Üstad Bediüzzaman`ın yakın talebelerinden Isparta`lı Tahiri Mutlu ile Bayram Yüksel`in anlattıkları da aynı istikamette.

Keza, halen hayatta olan muhterem Said Özdemir de, `Üstad`ın Isparta`daki mezar yerini biliyoruz; ancak, açıklamaya me`zun değiliz` diyor.

Bu arada, Üstad Bediüzzaman`ın has talebelerinden Tahiri Mutlu ile Bayram Yüksel, tesbit ettikleri mezar yerini `Üstadlarının vasiyetine binaen` değiştirdiklerini ve naaşını üç–beş kişi hariç herkesten (dolayısıyla, cuntacılardan da) meçhul olacak bir yere naklettiklerini hususi sohbetlerinde beyan ettiklerini de hatırlatmış olalım.

Kaynak: https://www.sorularlasaidnursi.com/mechul-mezar/

***

xxx

Said Nursi'nin mezarının yeri 53 sene sonra Başbakanlık arşivinde bulundu.

Said Nursi'nin mezar yeri 53 sene sonra Başbakanlık arşiviyle ortaya çıktı. Tutanaklara göre Nursi'nin kabri Isparta Şehir Mezarlığı'nda.

 

Said Nursi'nin mezar yerine ilişkin kesin bilgilerin Başbakanlık arşivlerinde olduğu 53 yıl sonra ortaya çıktı. Arşivlere göre, Said Nursi'nin kabri Isparta Şehir Mezarlığı'nda.

 

Taraf'ın haberine göre; 23 Mart 1960'da Urfa'da vefat eden Said Nursi'nin mezar yerine ilişkin bilgilerin Başbakanlık arşivlerinde tutulduğu ortaya çıktı. Said Nursi'nin naaşı önce Urfa'da Halil-ur Rahman Dergâhı'na defnedildi, daha sonra 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren hükümet tarafından açıklanmayan bir yere nakledildi. Naaşın, Kıbrıs açıklarında denize atıldığı da ileri sürülmüştü.

 

Başbakanlık arşivlerinde Said Nursi'nin mezar yerine ilişkin tüm kayıtlar muhafaza ediliyor. Başbakanlık kayıtlarına göre; Said Nursi'nin naaşı önce Urfa'dan Afyon'a getirildi. Daha sonra karayoluyla Isparta'ya nakledildi. Isparta'da önceden hazırlanan Şehir Mezarlığı'na defnedildi. Tutanaklara göre, naaşı Isparta Vali Yardımcısı teslim aldı, defin işlemleri sırasında da hazır bulundu. Vali Yardımcısı'nın yanı sıra, bir sağlık uzmanı ve iki jandarma komutanı da naaşın defnine katıldı. Mezarın nereye defnedildiğini, naaşı taşıyan aracın şoförü, defin işlemlerini yapan askerler, sağlık uzmanı ve valinin yanı sıra, dönemin Isparta Emniyet Müdürü ve bir kişi daha biliyordu. Bu bilgilere dayanarak hazırlanan tutanaklar, Başbakanlık arşivlerinde kilit altına alındı. Mezarın yeri ise bu tutanaklara göre, şehir mezarlığında, giriş kapısına çok yakın bir yerde bulunuyor. 20 sayfalık tutanaklarda; mezarın yeri kesin bir şekilde gösteriliyor.

 

Cemaatin önde gelen isimlerinden Hüseyin Gülerce ise, mezarın yerini bilmediğini dile getirdi. Cemaate yakınlığıyla bilinen Yeni Asya Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz de naaşın buradan da çıkarıldığını iddia ederek şöyle konuştu: "Isparta'ya getirilerek Isparta Şehir Mezarlığı'na defnedilmiş. Nursi'nin öğrencilerinden olan Bayram Yüksel'den öğrendiğim kadarıyla naaşı daha sonra öğrencileri tarafından tesadüf eseri bulunmuş.

Kaynak: https://www.haberler.com/guncel/said-nursi-nin-mezari-isparta-da-4353292-haberi/

Bu sayfa 4006 kişi tarafından okunmuştur
<