Duyurular

Türkiye Neden İlaç Üretemez?

Türkiye Neden İlaç Üretemez?

 

 

 

 

Birileri sürekli sağmal bir inek gibi bütün insanlığı ilaçlara bağladı. Biz hazıra alıştık ve Türkiye’nin başına gelebilecek senaryoları çok doğru okumuyoruz. Sadece savaşlar ve silahlar üzerinden okuyoruz. Oysa ilacın, aşının, tohumun silahtan daha önemli olduğunu bilmek gerekiyor.

Tamamen bitkilerden ürettiğimiz kan durdurucu bir ilaç geliştirdik. Üç yıldır uğraşıyoruz çıkarmaya. Bütün testlerini yaptık. Yurt dışında pahalı olan bu ürünlerden beslenen kişiler sizin ürününüzü baltalıyor. İşi çıkmaz sokağa sürüyorlar. Türkiye’nin ilaç üretebilmesi zor bir şey değil, ama bizde planlama yok. Birisinin dayatmasıyla olacak bir durum. Kurumlar birbirini engellemek için var. Üst makamlardan birisi ‘bu çıkacak’ diyecek, o zaman ötekiler sesini kesecek. Başka yolu yok.

Bu yazı 11 Mayıs 2020 tarihinde, Gerçek Hayat dergisinin 1020. sayısında yayınlanmıştır.

‘Türkiye’de ilaç üretilemez’ şeklinde yaygın ve doğru bir kanaat var. Bunun nedenlerini konunun merkezindeki Prof. Dr. Erdem Yeşilada ve Dr. Muammer Yıldız’a sorduk ve bin bir ah işittik. Her ikisi de patent hukuku, mevzuat ve beslemeler gibi unsurlardan müşteki. Güçlü bir siyasî irade olmaksızın Türkiye’de ilaç üretmenin imkânsızlığı birleştikleri bir başka nokta. İşte mütehassıs iki ismin ilaç üretimi konusundaki görüşleri…

Prof. Dr. Erdem Yeşilada'dan kadınlara özel tavsiyeler -  www.mahalligundem.com - Haber Portalı

Prof. Dr. Erdem Yeşilada:

Üst makamlar dayatmazsa Türkiye’de ilaç üretilmez

 

Prof. Dr. Erdem Yeşilada

Prof. Dr. Erdem Yeşilada'dan kadınlara özel tavsiyeler -  www.mahalligundem.com - Haber Portalı

Prof. Dr. Erdem Yeşilada

Türkiye’de ilaç firmaları genellikle dışarıdaki büyük firmaların lisansörü şeklinde. Türkiye’de ilaç üretilemiyor, çünkü ilaç geliştirmek için ARGE gerekiyor. Oysa bizde daha önce tableti olan bir ilacın şurubunu geliştirmek ARGE olarak kabul ediliyor. Bu doğal olarak en basit seviyede bir ARGE’dir. Firmaların ilaç geliştirmeye niyetleri de yok. Geceden oturup sabaha vahiy yoluyla bilgi gelmez. Bunlar bir tecrübenin, deneyimin, araştırmaların sonucudur.

  • Türkiye’de ilaç araştırmalarını üniversiteler yapar. Üniversitelerin çıkardığı araştırmalara ilaç firmaları hiçbir şekilde ilgi göstermez. Kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi, fasit bir dairede dönüyoruz. Mesela biz, nebatî halk ilacından deney hayvanlarında diyabeti iyileştiren bir madde elde ettik. Bir ilaç firması etkilenir mi diye beş yıl yayınlamadık. Kimse ilgilenmedi.

Bizim yaptığımız çalışmalar ön çalışmalardır. Klinik çalışmalar Faz1-2-3 çalışmaları maliyetli, meşakkatli olan kademelerdir. Bu sürece girmeyi pek istemiyorlar. Özellikle benim konum tabiî ilaç olduğu için, tabiî ilaçta patentleme biraz daha zor. Çünkü tabiî olan bir üründe herhangi bir değişiklik yapmazsanız, patentine izin vermezler.

İlaçların kimyevî olmasının sebebi, patentleyebilme kolaylığıdır. Patentlediğiniz zaman o madde sizin oluyor. Ama tabiattan elde ettiğiniz bir şey sizin olmuyor.

Diyelim kersetin elde ettiniz, kansere iyi geldiğini söylediniz. Siz bu kersetini elmadan elde ettiniz, bir başkası gider armuttan elde eder. Tabiî olan bu molekül dünyaya mâl olmuş bir şeydir, Allah yaratmış, patentleyemezsiniz. Ama kersetini alıp türevlendirirsen, o molekülü patentleyebilirsin. Mesela koronada kullanılan Oseltamivir’in ana maddesi bitkilerden elde edilen ‘şikimik asit’ denilen bir madde. Ama onu yarı sentezle başka bir maddeye dönüştürmek suretiyle patentlenebiliyor. Daha önce başka isimle patentliydi, üzerinden on yıl geçince patenti düştü, şimdi Oseltamivir olarak çıkıyor.

İlaç Geliştirmek Pahalı Bir İş

 

 Bir ilacın gelişmesi beş ila on yıllık bir süreci kapsar.

Bir ilacın gelişmesi beş ila on yıllık bir süreci kapsar.

Türkiye’de yüzün üzerinde ilaç firması var. İlaç devleri ise dünyada üç beş tane. Bunlar da ara ara birleşiyor, değişiyor. İlaç sektörünün ötesinde orada bir işletme zihniyeti söz konusu. Bir ilaç öyle kolay kolay geliştirilmiyor. Müthiş bir ARGE merkezi ve uzun deneyimler gerekiyor. Bir ilacın gelişmesi beş ila on yıllık bir süreci kapsar. Bir ilaç piyasaya çıktıktan bir süre sonra geri çekiliyor. Faz denemelerinden sonra insanlara kanser yaptığı veya kalp krizinden öldürdüğü ortaya çıkabiliyor. Veya piyasadaki başka bir ilaçla aynı etkiyi gösterdiğini anlıyorsunuz. O zaman ilacı geri çekiyorsunuz. Böylece bütün harcama çöpe gidebiliyor.

Beslemeler İzin Vermez

Bizim ülkemizde başka sorunlar da çıkabiliyor karşınıza. Mesela tamamen bitkilerden ürettiğimiz kan durdurucu bir ilaç geliştirdik. Üç yıldır uğraşıyoruz çıkarmaya. Bütün testlerini yaptık. Yurt dışında pahalı olan bu ürünlerden beslenen kişiler sizin ürününüzü baltalıyor. İşi çıkmaz sokağa sürüyorlar. Türkiye’nin ilaç üretebilmesi zor bir şey değil, ama bizde planlama yok. Birisinin dayatmasıyla olacak bir durum. Kurumlar birbirini engellemek için var. Üst makamlardan birisi ‘bu çıkacak’ diyecek, o zaman ötekiler sesini kesecek. Başka yolu yok.

Dr. Muammer Yıldız:

İlaç Ruhsatlandırma Gizli Bir Kapitülasyon Belgesidir

Türkiye’de ilaç ruhsatlandırma mevzuatı gizli bir kapitülasyon belgesidir. Bu ülkedeki insanların uygulayamayacağı bir içeriğe sahip olduğu için, resmen size “ilaç üretemezsiniz” demiyorlar da “bu gereklilikleri yerine getirirseniz ilaç üretebilirsiniz” diyorlar. İlaç ruhsatlandırmanın bütün dünyada beş temel kriteri var:

  • ● 1) HÜCRE-KÜLTÜR ÇALIŞMASI: Önce bir ürünün hücre üzerindeki etkinliğini test etmeniz gerekir.
  • ● 2) HAYVAN DENEYİ yapmanız lazım.
  • ● 3) Üç, dört ve beşincisi ise faz çalışmaları. Bunlar da Faz1, Faz2, Faz3 şeklinde maddeleniyor. Faz3’e girdiğiniz zaman artık ilaca dönüştürüyorsunuz.

 

Dr. Muammer Yıldız

Dr. Muammer Yıldız

Faz çalışması bir ilacın insanlar üzerinde denenme yetkisi. Bu Türkiye’de yapılan bir uygulama değil. Türkiye’deki üniversitelerin bunu yapması için gerekli olan bütün argümanlar aleyhte. Üniversite yönetmelikleri, etik kurul koşulları işi zorlaştırıyor. Bir üniversite bunu yapmaya kalkışsa, yapamamasını sağlamak için gerekli olan diğer kapitülasyon gerekçeleri üniversitelere uygulanıyor. Dolayısıyla üniversitelerden, etik kurullarından böyle bir onay çıkmıyor.

Faz çalışmalarını Avrupa’da birçok üniversite yapabiliyor.

Bu faz çalışmalarını yapmak elbette ki donanım gerektiriyor, etik kurul onayları gerektiriyor. Çünkü faz çalışmaları yapılırken sentetik molekülleri, kimyevi maddeyi, daha ne olduğu bilinmeyen veya sadece hücre ve hayvan üzerinde bilinen bir formülü insan üzerinde deniyorsunuz. Daha önce hayvan deneyleri yapılmış olabilir, peki hayvan fizyolojisi ile ruhî yapısı insanla aynı mıdır? Elbette ki değildir. Dolayısıyla bu büyük bir risktir. Büyük bir risk olduğu için de bunun etik kurul, bilim kurulu şartları çok çok zorlayıcıdır.

Buraya kadar her şey iyi. Ama eğer sentetik, kimyevî bir molekül ile insanlar üzerinde bir şey deniyorsanız bunu bu kadar zorlaştırmaya ihtiyaç var.

  • Fakat kekik yağında veya çörek otunda bulunan bir maddenin koronavirüs üzerindeki etkinliğini test etmek için neden bu ülkede hiçbir üniversite çalışma yapmıyor? Neden etik kurullar, bilim kurulları buna müsaade etmiyor? Neden bakanlık bu konuyla ilgili müracaat eden herhangi bir firmaya, bir şahsa, bir doktora, TÜBİTAK veya herhangi bir üniversiteyi işaret edip “gidin bu üniversiteyle çalışma yapın” demiyor? Çünkü ilacın çıkması gibi bir endişe ve dert yok.

 

Modern Tıp İnsanları Aldatıyor

 

Modern tıp bütün insanları aldatıyor. ‘Aşıyı modern tıp buldu’ gibi lanse ediyor.

Modern tıp bütün insanları aldatıyor. ‘Aşıyı modern tıp buldu’ gibi lanse ediyor.

Modern tıp bütün insanları aldatıyor. ‘Aşıyı modern tıp buldu’ gibi lanse ediyor. Oysa aşılama yöntemi insanlık tarihi kadar eskidir. Üniversitelerde modern tıp okutulurken, bütün akademisyenlerimizin hafızası silinerek sadece tek doğru modern tıp olarak anlatılıyor. Eskiden ocak denilen insanlar vardı. Bir hastalığı atlatmış ve iyileşmiş olan insanlardı. O hastanın tükürüğü alınıp, aynı hastalığı geçiren başka bir çocuğun ağzına koyduğunuzda aşı yapmış oluyorsunuz. İlkel ve itici görünüyor olabilir ama bu bir aşılama yöntemidir. Biz bugün modern tıpta iyileşen hastadan plazma alacağız demiyor muyuz? Dünkü tükürük değil mi bu?

O zaman modern tıbbın tek başarısı aşılamayı, kendi bulduğu yalanını neden insanlık göremiyor?

Kimyevî olmayan bir ilaca patent almak zor. Tabiatta bulunan bir maddenin patentini vermedikleri için ticarî metaya dönüştüremiyorsunuz. Dönüştürelemediği için de bunlar zan altında bırakılarak geri plana itildi, itilmeye devam ediliyor. Birileri sürekli sağmal bir inek gibi bütün insanlığı ilaçlara bağladı. Biz hazıra alıştık ve Türkiye’nin başına gelebilecek senaryoları çok doğru okumuyoruz. Sadece savaşlar ve silahlar üzerinden okuyoruz. Oysa ilacın, aşının, tohumun silahtan daha önemli olduğunu bilmek gerekiyor.

Kaynak: gzt.com

 

Türkiye neden ilaç üretemiyor?

Z Raporu

 

 

Prof. Dr. Murat Yülek.

Prof. Dr. Murat Yülek.

Bu sorunun en önemli cevabı Sağlık Bakanlığımızın konuya gereken önemi vermemesi. Daha da spesifik cevabı Tıbbi Cihaz Kurumu’nun ve UDEM isimli kuruluşun yetersizliği ve Türk ilaç ve tıbbi cihaz üreten şirketleri baltalayıcı çalışmaları.

Şimdi konunun ayrıntılarına girelim. Öncelikle, tıbbi ürünler ve cihazlar sanayi sektörünün, iktisadi ve sosyal açısından son derece kritik olduğunu hatırlatalım. Bu sektör katma değer üretimi ve ekonomik büyüme açısından stratejik önemi en yüksek sektörler arasında yer alır. İlaç ve tıbbi cihaz sanayi, yüksek ücretli istihdam, teknolojik gelişim, ihracatın artırılması ve gereksiz ithalatın kısılması (yani “dış denge”) ve hatta bütçe dengelerinin tutturulması açısından hayatidir.

Yılda, iki trilyon dolar civarında (Türk ekonomisinin üç katı) hacme sahip olan dünya ilaç ve tıbbi cihaz sektörünün ekonomik açıdan ne kadar kritik olduğunu anlamanın bir yolu da dünyada ilaç ve tıbbi cihaz üretim ve ihracatının hangi ülkelerde yoğunlaştığına bakmaktır: az sayıdaki yüksek gelirli ülkeler. Bu sektörün hakimi Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, İsviçre, İngiltere, Fransa gibi ülke şirketleridir. Gayet tabii olarak bu “ileri” şirketler hem yerel pazarlarda hem de uluslararası ihracat piyasasında Türkiye ve benzeri ülkelerden rakipler istememektedir.

Öte yandan, Türkiye’de bütçe dengeleri açısından da yerli ilaç ve tıbbi cihaz sanayi kritik öneme sahiptir. Zira, Türkiye bu ürünlerde büyük bir tüketime sahipken finansman büyük ölçüde devlet bütçesinden sağlanmaktadır. Tüketim, bütçe harcamaları ve ithalat giderek artmakta ve bütçe dengelerini de tehdit eder hale gelmiştir.

Yerli ilaç ve tıbbi cihaz üretimi sanayinin geliştirilmesi, ihracatın artması ve ithalatın düşürülmesine (yani cari açığın kapatılmasına) katkıda bulunacakken diğer yandan istihdam ve vergi gelirlerinin de artırılmasını sağlayacaktır. Ne yazık ki mevcut gidişat ters yöndedir.

Peki, yerel ilaç ve tıbbi cihaz üretimini nasıl artırabiliriz? Yerli firmaların önüne serdiğimiz engellemeleri azaltarak; ya da daha iyisi engelleri ortadan kaldırırken destekleri de geliştirerek. Ancak mevcut sistemimiz, türlü engellemelerle yerli firmaların cesaretlerinin kırılması ve sektörün gelişiminin engellenmesi şeklinde tezahür ediyor.

İşte size bir örnek… Yetenekleri yüksek, gerekli sertifikasyonlara sahip ve yurt dışında 45 ülkeye hatırı sayılır ihracat yapan bir yerli ilaç şirketimiz yeni bir ilaç grubu geliştiriyor. İlaçların satışa sunulması için Bakanlıktan ruhsat süreci başlatılıyor.

Türkiye bütçe dengeleri açısından yerli ilaç ve tıbbi cihaz sanayi kritik öneme sahiptir.

Türkiye bütçe dengeleri açısından yerli ilaç ve tıbbi cihaz sanayi kritik öneme sahiptir.

İki sene süren “yavaşlatılmış” süreçten başarıyla geçerek Sınıf 2B sertifikası alınıyor. UDEM tarafından sertifikalar basılıyor. Ardından, kirli ellerin işe karışmasıyla, ruhsatlar UDEM tarafından geri alınıyor. İhraç pazarı da hazırken, yerli ilaçlar bu şekilde ticari olarak maalesef Bakanlık ilgili birimi ve UDEM tarafından “öldürülüyor.” Böylece, bırakın ihracatı, Türkiye’nin yüz milyonlarca dolarlık ithalata devam etmesi ve uluslararası şirketlerin ülkemizden haksız gelir elde etmesi süreci/pastası devam ettiriliyor.

Kısacası; bu şirketler Türkiye ilaç pazarına hakim ve yerli yeteneklerin gelişmesini bürokrasimiz tarafından engelliyor. Yerli şirketler de bu durumda “biz müstemleke ekonomisi miyiz” diye sormaya devam ediyor.

Bir başka örnek; kamu satın alıumlarının yerli tıbbi cihaz üreticilerinden yapılabilmesi için çalışan bir kamu kurumumuzun genel müdürü bazı tıp profesörlerinden günün birinde bir “tehdit” mektubu alıyor. Bu profesörler tehdit mektuplarında bu ürünlerin yerli şirketlerden alınması durumunda “ciddi tıbbi problemler ortaya çıkacağını” ve “kurumun suçlu duruma düşeceğini” nazikçe hatırlatıyorlar genel müdüre. Oysa, o ürünler zaten Türkiye’de yerli firmalar tarafından üretiliyor ancak Bakanlığa satışları yabancı markalar basılarak yapılıyor.

  • Şimdi anladınız mı Türkler neden ilaç ve tıbbi cihaz üretemiyor; en büyük rant kapılarından birisi olan ilaç ve tıbbi cihaz sektöründe hala egemenliğimizi kuramadığımız için.

 

Kaynak: www.gzt.com

 

Bu sayfa 3683 kişi tarafından okunmuştur
<